Kargo bizden mi? Kargo bedava mı?

24 Ağustos 2011 tarihinde EticaretMAG‘de yayınlanan yazım:

Bundan yüzlerce yıl önce “insan sosyal bir hayvandır” demiştir ünlü  filozof Aristo. Uzun uzun bu cümleyi tartışmak, doğruluğunu ya da yanlışlığını ispatlamak değil amacım. Ancak bu cümleden alınacak bir ders olduğuna inanıyorum. Şöyle ki: alışveriş dinamiklerini ele aldığımızda karşımıza çıkacak olan “insan” ve “sosyalleşme” kavramlarını irdelersek ister istemez insanın parçası olduğu sosyal çevrenin ve onun kazandırdığı algı dünyasının karar verme aşamasında insan için ne kadar da etkili olduğunu görebiliyoruz. Bu nedenle, satıcıların “satış” yaparken karşısındaki müşteriye sarf ettiği cümlelerin içeriği, neyi nasıl ifade ettiği satışın gerçekleşmesi için inanılmaz derecede önem kazanmaktadır. Bu sayede de müşterisine iç muhakeme yaptırıp “toplumda değerli birisi olduğuna” ve “satın alma kararının çok doğru olduğuna” inandırabilen satıcıların  satış kotaları her zaman dolup taşarken diğerleri ise “ben nerede hata yapıyorum, neden satamıyorum?” diye sorup durmaktadır. Burada püf noktası “doğru kelimeleri” seçebilmektedir dersek yanlış olmayacaktır.

Sıcak satışın en büyük avantajlarından birisi işini bilen diğer bir deyişle “insan psikolojisine hakim” bir satıcının karşısındaki müşterinin satın alma kararı vermesinde doğru kelimeleri kullanarak etkili bir rol oynayabilmesidir. Maalesef söz konusu avantaj e-ticaret sistemleri için geçerli değildir. Bir e-ticaret sitesinde müşterilerin karşısında ürün detay sayfaları ve banner’lar vardır. Müşteri kararsız kaldığı durumlarda bunlardan faydalanarak satın alma kararını vermeye çalışır. (Ülkemizde henüz çok gelişmiş olmasa da Canlı Yardım / Online Destek gibi bir seçenek üzerinden bir operatör ile karşılıklı yazışma şansı da vardır; ancak karşınızdaki kişi her zaman müsait olamayabilmekte ya da bilgisi her zaman çok yeterli olmayabilmektedir.) Müşterinin “acaba bu ürünü almak ile doğru bir iş mi yapıyorum?” sorusuna “evet, kesinlikle” cevabını vermesi için hazırlanacak detaylı ürün sayfalarının ve doğru “söyleme” sahip banner’ların ne kadar önemli bir rol oynayacağı unutulmamalıdır. Örneğin; “bedava”, “ücretsiz”, “sıfır TL” kelimeleri kullanılarak hazırlanan banner’ların müşterilerde “hemen bu fırsatı değerlendirmeliyim” izlenimi yaratacağı düşünülmektedir. Bir takım “beleşçi / bedavacı” kesim için bu varsayım doğrudur. Ancak, insanların büyük bir bölümünün “bedava ise kesin bir sakatlık vardır!”, “bu devirde kimse kimseye bedava birşey vermez, kesin bu işten zararlı çıkarım!” gibi önyargılar ile beklenilenin tam tersi şekilde satın alma kararı vermedikleri gözlemlenmektedir. Oysa, “X TL üzeri alışverişlerde kargo bizden!” gibi bir ifade kullanıldığında müşteri tamamen başka bir frekansa geçmektedir. Satıcının da bu satışın gerçekleşmesini istediğini, hatta bunun için kargo bedeli külfetini üzerine aldığını hisseden müşteri için ortada huzursuzluk yaratacak hiçbir faktörün olmaması beraberinde satın alma kararını ve memnuniyet duygusunu getirmektedir. Bu durum ile ilgili örnekler çoğaltılabilir…

Sonuç olarak, bir e-ticaret işi yapıyorsanız ve satışlarınızın artması sizi ilgilendiriyorsa müşteri psikolojisine hitap edecek içeriksel hazırlıklarınızı doğru yaptığınızdan emin olmalısınız. Müşterilerinizin satın alma kararı verecekleri anlarda onları irite etmeyen, içtenliğinize inandıracak, doğru seçilmiş sözcükler ile hazırlayacağınız detay sayfalarının ve özellikle banner’ların satın alma kararı üzerindeki olumlu gücünü asla hafife almayın. Yanlış seçilmiş sözcükler ile hazırlanmış banner’ların adeta müşterisini satın almaya nasıl ikna edeceğini hiç bilmeyen bir satıcı misali kötü hizmet vereceğini sık sık gözünüzün önüne getirmenizde fayda vardır.

e-ticaret , , , , ,

Bilinmeyen Yönleri İle Steve Jobs (Apple)

03 Ağustos 2011 tarihinde EticaretMAG‘de yayınlanan yazım:

Bilinmeyen Yönleri İle Steve Jobs (Apple)Kimilerine göre o bir dahi! Kimilerine göre ise sadece doğru zamanda doğru işler yapmış sıradan bir insan! Belki de geçtiğimiz son 15 yılın en çok konuşulan teknoloji gurularından birisi olan Steve Jobs’tan bahsediyorum. Hakkında bir çok yazılar, kitaplar, röportajlar yayınlanmış; kimi zaman şarlatanlıkla, kimi zaman uyumsuz / geçimsiz bir patron olmakla suçlanan ancak herkesce farklılığı ve teknolojide tasarıma getirdiği “estetik dokunuşların başarısı” kabul edilmiş olan Jobs için 15 farklı kaynaktan derlenerek hazırlanmış bir liste paylaşmak istiyorum sizlerle.

Bu kaynakların ışığında işte  Steve Jobs ve pek bilinmeyen 15 yönü. İster inanın ister inanmayın…

Madde 1: Steve Jobs  iş hayatında sanılanın aksine istikrarlı bir başarı yakalayamamıştır; aksine iş hayatı hep inişli çıkışlı geçmiştir.

  • 1973: Üniversite’den atıldı.
  • 1974: ATARI isimli firmaya kabul edildi. (En eski ve popüler oyun ve oyun konsolu firması.)
  • 1974: “Aydınlanmayı keşfetmek” için Hindistan’a gitti.
  • 1976: Apple şirketini kurdu.
  • 1985: Apple’dan ayrıldı. (Kendi kurduğu şirketten kovulma noktasına getirdi işleri!)
  • 1985: Next isimli firmayı kurdu.
  • 1986: Pixar isimli firmayı satın aldı.
  • 1996: Apple şirketine geri döndü.
  • 2006: Pixar isimli firmayı çok karlı bir şekilde sattı. (Walt Disney’e)
  • 2010: Apple şirketindeki CEO’luk görevini sağlık nedenleriyle ikinci defa devretti.

Madde 2:  Steve Jobs “disleksi” hastasıdır.

  • Okuma, yazma ve heceleme yetisindeki anormallik şeklinde kendisini gösteren bu hastalık bazı kaynaklara göre “dahi hastalığı” olarak da tanımlanmaktadır. Beynin algı merkezinin normal bir insanınkine göre farklı çalışmasının bir sonucu olarak meydana geldiği düşünülen bu hastalığa sahip ünlüler arasında Alexander Graham Bell (telefonun mucidi); Albert Einstein (ünlü fizikçi, bilimadamı) ve Henry Ford (ünlü otomobil üreticisi) bulunmaktadır.

Madde 3: Steve Jobs tam bir baş belasıdır.

  • Kendi itiraflarından bilindiği kadarıyla 3. sınıfta “küçük terör” olarak nam salan Jobs, bu sorun yaratma kariyerine sınıfa yılan sokarak veya minik bombalar patlatarak başlamıştır.

Madde 4: Steve Jobs’un Apple’daki yaka kartı numarası SIFIR’dır.

  • Apple’ın ilk direktörler kurulu zamanında tüm çalışanların adlarının ve işe alım sıralarının yazdığı yaka kartları taşımaları yönünde bir karar almıştır.  Steve Wozniak (kurucu ortak ve ilk Apple mühendisi) için 1 numaralı yaka kartı hazırlanması üzerine Jobs bu durumu ve kendisine verilen “2″ yazılı kartı protesto etmiş ve kendisinin ilk çalışan olduğunu göstermek üzere “1″ rakamından önce gelen “0″ rakamını yaka kartına işletene değin protestosunu sürdürmüştür. Sonunda da başarılı olmuştur. Böylece Apple’ın ilk çalışanı (ve fikir babası) olma nişanını kimseye bırakmamıştır.

Madde 5: Steve Jobs bilgisayarları henüz 12 yaşındayken keşfetmiştir.

  • O zamanlar bir HP mühendisi olan Larry Lang, Jobs’a ilk bilgisayarını gösterdiğinde Jobs henüz 12 yaşındaydı. O zamanlar ile ilgili Jobs şöyle der:  ”Bilgisayarın çok zarif, şık bir cihaz olduğunu düşündüm ve sadece onu kurcalamak istedim.”

Madde 6: Steve Jobs kaligrafiyi (güzel yazı sanatını) çok sevmektedir.

  • Okuldan atıldıktan sonra bir kaligrafi kursuna katılan Jobs, burada güzel yazı yazma sanatı ile oldukça yakından ilgilenmiştir. El becerisini oldukça geliştiren Jobs sonradan Windows tarafından da kopyalanan Macintosh bilgisayarların güzel yazı fontu şemasının oluşturulmasında etkin bir rol üstlenmiştir.

Madde 7: Steve Jobs’un  ”en temiz” insan seçilme şansı yoktur!

  • Atari firmasında çalıştığı zamanlarda, kendisi “gece vardiyasına” kaydırılmıştır. Bunun nedeni olarak da temizlik konusundaki özensizliği ve buna bağlı olarak korkunç kokması sebep gösterilmiştir.

Madde 8: Steve Jobs ilk takım elbisesini 22 yaşında almıştır.

  • 1977 yılında düzenlenen Batı Sahili Bilgisayar Fuarı’nda Apple II tanıtımı yapması gerektiği için bir takım elbise edinmiştir. O zamana kadar genç olmasının da etkisiyle takım elbise ile hiç işi olmamıştır.

Madde 9: Steve Jobs üniforma gibi tek tip giyinmeyi sever, hep aynı kıyafeti giyer!

  • St Croix marka siyah, ipek-kaşmir, kaplumbağa yaka bir sweatshirt; Levi’s marka bir kot pantolon (ki bu pantolondan 100 tane kadar sahip olduğu sanılıyor) ve New Balance marka spor ayakkabı.

Madde 10: Steve Jobs için bir keresinde “öldü” diye haber yapılmıştır!

  • 2008 yılında Bloomberg haber servisi Jobs’un ölüm ilanını duyurmuş ve bu haber çok kısa bir sürede tüm dünyaya yayılmıştır.

Madde 11: Steve Jobs “fruitarian” yani yalnızca meyve ile beslenen bir kişidir.

  • Jobs ve eşi vejeteryan olarak beslenmektedirler, içinde hayvansal katkı olan hiçbir besini tüketmemektedirler. Şirketin isminin APPLE (elma) koyulmasındaki en büyük neden Jobs’un en favori meyvesinin elma olmasıdır.

Madde 12: Korkunç bir ikna kabiliyeti vardır! Örneğin Pepsi firmasının başkanını Apple için çalışmaya ikna etmiştir!

  • Jobs’un anlattığına göre zamanında Pepsi Co. firmasının başkanlığını yapmakta olan John Sculley’i görevinden ayrılıp Apple, CEO’su olarak çalışması için ikna ederken şöyle demiştir: “Bütün hayatını şekerli su satarak geçirmek mi istersin; yoksa (bize katılıp) dünyayı değiştirmek mi?”

Madde 13: Maaş anlayışı evlere şenliktir!

  • Kendi firmasında, Apple CEO’su olarak aldığı senelik maaş: 1 (bir) Amerikan Dolarıdır. Öte yandan Disney ortaklığından senelik aldığı para yaklaşık 48 (kırksekiz) milyon Amerikan Dolarıdır.

Madde 14: Dünyanın en zengin insanları listesindedir!

  • Forbes’in yayınladığı Dünyanın Milyarderleri (Wold’s Billionaires) listesinde 2010 yılı sonuçlarına göre dünyanın en zengin 136. kişisidir. Mal varlığı 5.5 milyar Amerikan Doları olarak listelenmiştir.

Madde 15: Steve Jobs tam bir dalgacı (şakacı) dır.

  • 2007 yılında düzenlenen Mac Dünyası (Macworld) etkinliğinde iPhone’un ilk kez tanıtımı yaparken iPhone’un kalitesini ve kullanışlılığını bir arama testi ile göstermek için Starbucks’ı arayarak tam 4000 tane Latte siparişi vermiştir.

Görüldüğü üzere başarılı ve gündemde olan insanlar için söylenebilecek her zaman bir şeyler bulunuyor. Söylemler her zaman doğru olmasa bile asıl olan bir şey varsa o da hakkında söz söylenebilecek değerde bir insan olabilmenin güzelliğidir. Kişisel olarak ben Steve Jobs’u çok takdir ediyor ve özellikle son 4 yıldır iPhone ile birlikte ortaya çıkan birbirinden güzel ürünlerin diğer teknoloji üreticilerine de ilham kaynağı olduğuna inanıyorum.

Kaynaklar: news.cnet.com, crenk.com, geek.com, applemuseumbott.org, scribd.com, ww2.canada.com, playboy.com, allaboutstevejobs.com, money.cnn.com, folklore.org, denverpost.com, theapplemuseum.com, imdb.com, forbes.com, techblorge.com, stevesoutfit.com, npr.org, edibleapple.com, businessweek.com, youtube.com

teknoloji , , , , , , , ,

Ya Facebook Hiç Olmasaydı?

17 Temmuz 2011 tarihinde EticaretMAG‘de yayınlanan yazım:

2004 yılında yayına başladı Facebook. O  tarihten bu yana büyük bir hızla insanların hayatında önemli bir yere sahip oldu. Ancak ne onu yaratanlar ne de kullanıcıları bu kadar vazgeçilmez olabileceğini eminim tahmin etmemişlerdi. Bugün ayda ortalama “770 milyar” sayfa gösterimi ile internet trafiğinin zirvesinde bulunan Facebook’un hiç olmadığını, hayatımıza hiç girmediğini düşünelim mi? Acaba o zaman neler eksik kalacaktı?

Ama önce Facebook’un şu anda ne kadar etkin olduğuna rakamlar ile bir göz atalım:

  • Ocak, 2011 itibariyle, dünyada yaklaşık 600 milyon Facebook Kullanıcısı bulunmakta. Oysa, M.S. 1600 yılında dünya nüfusu sadece 545 milyon idi. Şu anda Rusya’nın nüfusu 143 milyon, Kuzey Amerika’nın ise 344 milyon. Avrupa’da internet kullanan kişi sayısı ise 475 milyon.
  • Ortalama bir Facebook kullanıcısı, ayda 90 parça içerik (yazı, yorum, paylaşım, vs.) üretmekte.
  • Ortalama bir Facebook kullanıcısının 130 tane arkadaş bağlantısı bulunmakta.
  • Facebook kullanıcılarının kadın-erkek dağılımı ise oldukça dikkat çekici:
    Yaş Aralığı                -               KADIN       –      ERKEK
    13-17                                           %21.0               %20.0
    18-25                                           %25.3               %26.4
    26-34                                           %25.4               %26.6
    35-44                                           %14.8               %14.8
    45-54                                           %8.5                 %7.4
    55-64                                           %5.0                 %4.2
  • Ortalama bir Facebook kullanıcısı, her ziyaretinde ortalama 23 dakika zaman geçirmekte Facebook’ta.
  • Yerel işletmelerin %70′i pazarlama faaliyetlerinde Facebook’u kullanmakta.

PEKİ FACEBOOK HİÇ OLMASAYDI?

  • Arkadaşınıza hoşunuza giden bir resmi göstermek istediğinizde ne yapacaktınız?
    Seçenek 1: Arkadaşınızın bir sohbet yazılımında (msn messenger, gtalk, skype, vb.) çevrimiçi olmasını bekleyecektiniz.
    Seçenek 2: Arkadaşınızı yüzyüze görene dek bekleyecektiniz.
    Seçenek 3: Arkadaşınıza e-posta ile gönderecektiniz ve e-postayı alıp resmi görmesini bekleyecektiniz.
    Oysa, Facebook sayesinde, resmi arkadaşınızın duvarına göndermeniz yeterli. Mutlaka görecektir!
  • Bir gece önce katıldığınız partide çok eğlendiğinizi arkadaşlarınızın bilmesini istediğinizde ne yapacaktınız?
    Seçenek 1: İşe parti kıyafetleriniz ile gidecektiniz ve herkes sabahlara kadar çılgınca eğlendiğinizi anlayacaktı.
    Seçenek 2: Muhabbet sırasında bir fırsatını yaratıp dün gece gittiğiniz partiden ve nasıl eğlendiğinizden bahsedecektiniz.
    Oysa, Facebook sayesinde profil sayfanıza partiye ait fotoğraflar koyarak ve durumunuza (status) “dün gece parti çok çılgındı!” gibi bir ileti yazarak bunu kolaylıkla yapabilirsiniz.
  • Arkadaşlarınız ile biraraya gelmek, küçük bir parti düzenlemek istediğinizde ne yapacaktınız?
    Seçenek 1: Davetiye hazırlayıp tek tek herkesin eline geçmesini sağlayacaktınız. Bunun için de epey uğraşacaktınız.
    Seçenek 2: Tüm davetlileri tek tek arayacaktınız. Hepsinin programlarının uygun olmasını dileyerek ve sonradan organizasyon zamanını doğru hatırlamalarını umarak telefon görüşmeleri yapacaktınız.
    Oysa, Facebook sayesinde bir ‘Facebook Etkinliği’ yaratıp tüm arkadaşlarınıza etkinlik daveti göndermeniz yeterli.

Gördüğünüz gibi aslında bu Facebook dedikleri platform pratik faydalarıyla insan hayatının ihtiyaçlarına cevap verebilmeyi başardığı için belki de bu kadar yaygınlaştı ve hayatımızın vazgeçilmez bir parçası oldu. İnternete girip de Facebook sayfamıza bir bakmadan çıkamaz olmamızın nedeni belki de bu ayrıntılarda gizli.

Siz ne dersiniz?

internet , , , ,

Mobil Alışveriş Ve Değişen Alışkanlıklar

5 Temmuz 2011 tarihinde EticaretMAG‘de yayınlanan yazım:

Mobil Alışveriş Ve Değişen AlışkanlıklarHemen hepimiz bir yetişkin olarak elimizde ihtiyaç listesi ile alışverişe çıkmışızdır. Özellikle alışveriş için gittiğimiz yer ilk defa gittiğimiz bir yerse etrafımıza daha bir dikkatli ve ayırt edici gözlerle bakarız. Kimi zaman aradıklarımızı kolaylıkla görür ve mutlu oluruz kimi zaman ise karmaşık bir yapı ve alakasız ürünlerin yanyana getirildiği raflar arasında kaybolur listemizdekileri bulmakta güçlük çekeriz.  O zaman alışveriş bizim için bir işkenceye dönüşür ve hemen alışverişi tamamlamak ve bir an önce oradan çıkmak isteriz. Bu durumda da her zaman tercih ettiğimiz markaları bulmaya çalışmaktansa karşımıza çıkan ilk markayı almayı yeğleriz.

İşte tam bu noktada, farkına bile varmadan bir takım dengelerin bozulmasına da sebep oluruz. Büyük üreticiler ürettikleri ürünlerin tüketicilere kolayca ulaşması ve satış oranlarının düşmemesi için sürekli çalışmalar yapmaktadır. Uzun yıllardır perakende sektöründe üretici olarak hizmet veren Procter & Gamble firması da bu anlamda derin araştırmalar ve çalışmalar içerisinde olan firmalardan birisidir. Bu tip araştırmalardan en ünlüsü eski P&G CEO’su A.G. Lafley tarafından geliştirilen “First Moment of Truth” söylemidir.  Bu söyleme göre alışveriş için gelen bir kimsenin rafta duran bir ürünü gördüğü andan itibaren 3 ile 7 saniye arasında bir süre içinde kafasında o ürüne ait bir “imge” oluşmaktadır. Bu imgeyi olumlu ve güvenilir kılmak adına ürünün rafa yerleşimi ve pazarlama materyalleri ile desteklenmesi oldukça önemlidir. Bu doğru bir şekilde yapılırsa ürünün satış grafiği pozitif şekilde oluşacaktır; aksi halde ürün müşterilerce gözden kaçırılacak ve belki de hiç satılamayacaktır.

İşte bu çalışmanın ışığında perakendeciler yıllarca raf düzenine ve ürünlerin doğru şekilde pazarlanmasına maksimum derecede önem vermişlerdir. Ancak, günümüzde internetin ve mobil teknolojilerin hızlı gelişimi ile birlikte bu önem yerini başka kriterlere terk etmek zorunda kalmıştır. Zira, artık müşteriler alışverişleri sırasında ellerindeki cep telefonları ile internete bağlanarak farklı markaların fiyatlarını ya da özelliklerini anında karşılaştırabilmekte ve kendi arama kriterlerine en uygun olan ürün için satın alma kararı verebilmektedirler. Bir anlamda ürünün raf yerleşimi ve satın alınmasını teşvik edici pazarlama materyallerinin varlığı ikincil derecede önem arz etmektedir.

İşte Momads isimli, İngiltere ve Belçika’da mobil platformlar üzerine hizmetler sunan bir ajansın “mobil alışveriş” hakkında hazırladığı araştırmadan satır başları:

  • Bir perakendecinin web sitesine cep telefonu veya akıllı telefon (smartphone) üzerinden erişmeye çalışan müşteri sayısında 2008 yılına göre 2009 yılında %23, 2010 yılında %32 oranında bir artış söz konusudur.
  • Cep telefonu üzerinden ürün araştıranların sayısı da 2008 yılına göre 2009 yılında %14, 2010 yılında %30 oranında artmıştır.
  • Cep telefonundan ürün araştıran her 100 kişiden 53‘ü ürün fiyatına bakarken; 43‘ü farklı ürünleri karşılaştırmakta geriye kalan 20 kişi de ürün özelliklerini incelemektedir.
  • Cep telefonu ile alışveriş yapan müşterilerin oranı 2009 yılında %2 ile sınırlı iken bu oran 2010 yılında %8‘e çıkmıştır.
  • Mağazalara alışveriş için gelen cep telefonu sahibi müşterilerin arasında yapılan bir araştırmada cep telefonlarını hangi işler için kullandıkları şu şekilde sınıflandırılmıştır:
    Cep telefonunda,
    SMS (kısa mesaj) kullananların oranı: %70
    E-posta kullananların oranı: %44
    Sohbet (Anlık İleti) kullananların oranı: %25
    Bir ürüne ait fotoğraf çeken / gönderenlerin oranı: %48
    Bir ürün için bilgi araştıranların oranı: %38
    İndirim Kuponu
    kullanan / isteyenlerin oranı: %20
    Barkod okutanların oranı: %15
  • Bir ürün hakkında bilgi sahibi olmak için ürün barkodu okutanların sayısı 2010 yılında bir yıl öncesine göre %1600 gibi inanılmaz bir oranda artmıştır.
  • Bu hızlı değişim karşında gerçekleri kabullenmekten başka çaresi olmayan satıcıların (perakendecilerin) %87′si müşterilerin mobil alışveriş sayesinde çok daha iyi fiyatlar veya koşullar ile aradıklarını bulabildiklerini ifade ederken; %55‘i mobil alışveriş platformları sayesinde müşterilerin, ürünlerle ilgili bilgiye satış personelinden çok daha iyi bir şekilde erişebildiklerini kabul ediyor.

Fazla söze gerek yok sanırım. İletişimde, erişilebilirlikte, bilgiye ulaşmada hızla mobilleşen dünyamızda alışveriş trendlerinin de mobile kaymasına şaşırmamak gerekir.

e-ticaret, internet , , ,

e-Posta ile geçen 40 yıl ve kilometre taşları

29 Haziran 2011 tarihinde EticaretMAG‘de yayınlanan yazım:

İster internete sadece işi düştüğünde giren insanlardan olun ister internetsiz yaşayamayan, cep telefonundan laptop bilgisayarına televizyonundan buzdolabına kadar her yerde internet erişimi olan insanlardan, mutlaka en az bir kere e-mail bizdeki adıyla e-posta (elektronik posta) göndermiş ya da almışsınızdır. Ya kendi kelimelerinizle yazarak karşınızdakine kendinizden birşeyler anlatmış ya da resim, video, müzik, slaytgösterisi ve benzeri bir şeyler paylaşmışsınızdır. Özellikle, internet üzerinden alışveriş yapıyorsanız, “siparişiniz kargoya teslim edilmiştir” bilgisinin olduğu e-posta’ları heyecanla beklemişsinizdir.

Gelişen ve evrimleşen teknoloji ile birlikte zamanında nasıl “mektup” popülerliğini “e-posta” mesajlarına bıraktıysa şimdilerde de “e-posta” popülerliğini iyiden iyiye facebook, twitter, friendfeed, foursquare gibi sosyal ağ platformlarındaki “anlık mesajlaşma” teknolojileri karşısında yitirmektedir. Bu doğal bir süreçtir ve insan ihtiyaçlarının paralelinde gerçekleşmeye devam edecektir. Öte yandan, elbette ki halen karşımızdakine sadece onun bilmesini istediğimiz bir konuda birşeyler söyleyeceksek “e-posta” en doğru araçtır. Kişiye, muhattabına özeldir. İş dünyasında, resmi yazışmalarda halen vazgeçilmezdir. Peki, e-posta hayatımıza ne zaman girmişdir? e-Posta’nın evrimini sürdürmesi sürecinde hangi kilometre taşları vardır? Gelin birlikte inceleyelim:

1971:
Bilgisayar mühendisi Ray Tomlinson ilk elektronik posta mesajını göndermiştir. (Maalesef, mesajın ne olduğunu hatırlamamaktadır.)

1976:
Kraliçe 2. Elizabeth elektronik posta mesajı gönderen ilk devlet büyüğü olmuştur.

1978:
Elektronik posta olarak hazırlanan ilk reklam mesajı devlet ve üniversite bilgisayarlarının bağlı bulunduğu bir networks üzerinden gönderilmiştir.

1982:
e-mail” kelimesi ilk kez kullanılmıştır.

1982:
: )” gülen surat ifadesi ilk kez Scott Fahlman tarafından bulunurak e-posta içerisinde kullanılmıştır.

1989:
Dönemin popüler radyocularından  Elwood Edwards, AOL sistemlerinde kullanılmak üzere: “Welcome (Hoşgeldiniz)”, “File’s done (Dosya tamamlandı)”, “Goodbye (Hoşçakalın)”, “You’ve Got Mail (Postanız var)” ikonik seslendirmelerini yapmıştır.

1997:
Elektronik postanın hızla yaygınlaşmasına kayıtsız kalmayan teknoloji devi Microsoft, o zamanın en popüler e-posta platformlarından birisi olan Hotmail’i 400 milyon dolar karşılığında satın almıştır.

1997:
Popüler e-posta yazılımı Microsoft Outlook piyasaya sürülmüştür.

1998:
Warner Bros. film yapım şirketi e-posta mesajları üzerinden başlayan bir aşkın konu edildiği “Postanız Var! (You’ve Got Mail)” isimli  filmi çekmiştir. Film 250 milyon dolar gişe hasılatı yakalamıştır.

1998:
Oxford İngilizce Sözlüğü’ne ‘istem dışı gönderilen reklam içerikli elektronik posta’ anlamına gelen “spam” kelimesi eklenmiştir.

1999:
İlk büyük dolandırıcılık e-postası Bill Gates’in kendisine e-posta gönderen herkes ile mal varlığını paylaşacağı üzerine yayınlanmış ve milyonlarca insan tarafından el değiştirmiş e-posta mesajıdır.

2003:
Ünlü çizgi film serisi “The Simpsons” ın bir bölümünde ailenin babası Homer Simpson ilk kez e-posta adresini kullandığını ifade etmiş ve adresini şu şekilde vermiştir: “chunkylover53@aol.com”

2003:
Reklam içerikli elektronik posta gönderimini belirli standart ve kurallara bağlayan Amerika’nın ilk yasal düzenlemesi “The CAN-SPAM Act” George W. Bush tarafından imzalanmış ve yürürlüğe girmiştir.

2004:
“lol” (‘çok hoş’ anlamına gelen “lovely” kelimesine karşılık gelen ifade) benzeri internette sıkça kullanılan kısaltmalar resmi olarak Oxford İngilizce Sözlüğü’ne alınmıştır.

2004:
FTC (Federal Ticaret Komisyonu) tarafından e-posta gönderim (spam) kanunları sistemleştirilmiştir.

2004:
Viyana’da düzenlenen “the MMS World Congress” organizasyonunda ilk kez multimedya e-posta mesajları tanıtılmıştır.

2005:
E-posta gönderenlerin kimliklerinin doğrulanmasını sağlayan ilk teknoloji SPF tarafından geliştirilmiştir.

2007:
Google tarafından Gmail e-posta hizmeti kullanıma açılmıştır.

2007:
Gönderilen e-posta mesajları üzerinden kimlik avı dolandırıcılığına karşı önlem olması için DKIM güvenlik protokolü devreye alınmıştır.

2008:
Amerika Birleşik Devletleri başkan adayı Barack Obama, seçim çalışmaları döneminde 13 milyon e-posta adresi toplamış ve seçim propagandası yaparken kullanmıştır.

2011:
Associated Press Stylebook tarafından “e-mail” ifadesi “email” olarak düzeltilmiştir.

Görüldüğü üzere “elektronik posta” tam 40 yıldır internet teknolojisinin önemli bir oyuncusu olarak evrimini sürdürmüştür. Sürdürmeye de devam edecektir.

(Lütfen sizler de e-posta kullanımına ait kilometre taşları biliyorsanız bizlerle paylaşın.)

internet , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,