Arşiv ‘eleştiri&kritik’ category

Perakendecilikte bugün ve yarın üzerine..

Kasım 11th, 2009

perakendecilik

Accenture Danışmanlık firmasının hazırladığı ve perakendecilik ile ilgili gelinen noktayı ve gelecek ile ilgili projeksiyonu başarılı şekilde özetleyen bir yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Firma hakkında detaylı bilgiye www.accenture.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Bundan 15 sene öncesini düşündüğünüzde dünyanın millenyuma yaklaştığı, geleceğe yönelik tahminler ve öngörülerin dünyayı kasıp kavurduğu bir dönem ve paralelinde iş dünyasının da sanki bu öngörüleri yakalamak istercesine bir “yenilikçilik yarışı” içerisindeydi. Geçen süre zarfında perakendecilik de çok şeyler gördü, öğrendi ve değişti. Peki bugünkü araştırmalar ve veriler doğrutusunda baktığımızda perakendenin mevcut ve geleceğine dair ne gibi çıkarımlarımız olabilir ?

  • One size fits all tarzı perakendecilik yaşamının son günlerini yaşıyor. Küçük ve bireysel perakendeci çok boyutlu müşteri zihniyetini benimsemiş vaziyette ve ürün portföyünü güçlendiriyor.
  • Dünya, Wall-Mart gibi devlerin, büyüklükleri sebebiyle atıl ve hantal kalacaklarını düşünerek yok olmalarını beklerken devler kimseyi beklemiyor ve yollarına devam ediyor.
  • Alışveris merkezleri tüketicilerin alışkanlıklarını değiştirmeye devam ediyor. Özellikle gıda perakendecilerinin alışveris merkezlerinde yerlerini alması veya gıda perakendecileri odaklı kurulan alışveris merkezleri bu değişimi hızlandırıyor.
  • Tek başına kurulu klasik dev gıda mağazaları alışveris merkezlerine müşteri kaptırmıs durumda. Halen hareket kabiliyetleri var ancak kıvrak hareket edebilmeli ve zekice yönetilmeleri gerekiyor.
  • Çok katlı mağazacılık, alışveriş merkezleri ve büyük oyuncuların baskısını artık iyice hissediyor. Kısır bir döngüye girmekten kaçınabilmek için daha fazla konsolidasyon ve tasarruf kaçınılmaz.
  • Alışveris merkezlerinin artışı sebebiyle yaşanan sıkıntı ve hayal kırıklıkları her geçen gün artıyor. Hayatımızdan çıkmayacaklar ancak büyük bir değişimin sinyalini veriyorlar. 
  • Yeni tasarımlar, modeller ve ürün çeşitliliği yerine yeni ürün ve mağaza konseptleri ön plana çıkıyor. Aynı ürünleri aynı ortamlarda yanyana mağazalarda müşterilerine sunan mağazacılık anlayışı yerine farklı konseptlerde farklı markalarla sunan mağazacılık gelişmeli.
  • E-ticaret işlemden ziyade daha aksiyoner olacağını gösteriyor. Perakende satışlara katkısı daha da artacak fakat toplam satış içerisinde aldığı payda büyük bir gelişme olmayacak.
  • Daha fazla kontrol gücü veren akıllı mağaza, akıllı alışveriş ve yeni teknolojik uygulamaları, müşteriler beklenenden daha hızlı benimsiyor. Perakendecilerin bu tip uygulamalara daha fazla ağırlık vermesi gerekiyor.
  • Akıllı mağaza ve perakendecilik uygulamaları hem çalışan verimliliğini hem de hizmet kalitesini arttırıyor.
  • B2B ve B2C uygulamaları yakın bir gelecekte mobil iletişim ve cihazlar üzerinden yapılan işlemlerin gerisinde kalacak. Daha bireysel, daha özel perakende hizmetleri cep telefonu gibi mobil cihazlar üzerinden verilebilecek.
  • Globalleşen ve büyüyen perakendeciler her zaman farklı tedarikçi kanal zenginliğine sahip olmak isteyecekler. Bu arayış içerisinde tedarikçiler perakendecilerin raflarına daha fazla sahip olacaklar ve kendi reyonlarını ve raflarını kendileri yönetecekler.
  • Perakendeciler öncelikle tam bir marka yöneticisine dönüşecek ve markaya dönüşemeyen oyundan çekilmek zorunda kalacak.
  • Yer, müşteri, teknoloji gibi kısıtlar sebebiyle ortak mağaza, ortak marka, ortak teknoloji gibi paylaşımlı perakendeciler oluşacak.

Halen organize olmayan perakendenin payı ve manevra yeteği yüksek görünse de artık pazarı yönetmek için ya global oyuncu olmanın ya da globalleşmenin gerekliliğini biliyoruz. Format ve segment mağazacılık yönetimini benimsemiş ve uyguluyor olmak oyunun en temel kurallarından biri haline gelmiş vaziyette. Artık perakendeciler, ürünlerini başka satış noktaları ile buluşturarak tedarikçi olmuş, tedarikçilerse perakendecilik yapıyor konumda. Belirsizliklerin yaşandığı ve planlamanın zor olduğu dönemlerde müşterilerimizi ne kadar tanısak da artık demografik yapının, gelir düzeyinin ve diğer bilgilerin alışveriş bilgileri ile ilişkilendirilmesi eskisi kadar kolay değil ve alışveriş alışkanlıklarını anlamak eskiye nazaran daha karmaşık bir hale gelmiş vaziyette.

Bu değişim özellikle taktiksel kararlar verirken, bizi akıllı teknolojiler, talep bazlı yönetim ve zincirin her halkasında optimizasyon araçları ve yenilikçi uygulamaları kullanmaya zorluyor artık. Amaç tabi ki satış artışını sağlamak, desteklemek ya da giderlerden yapılacak ölçümlenebilir bir tasarruf sağlamaktır.

Özellikle belirsizlik ve sıkıntının hakim olduğu dönemlerde, farklılaşma zorunluluğu perakendecileri her zaman yeniliklere daha fazla açılarak müşterilerine daha kaliteli ve farklı alışveriş deneyimleri yaşatmaya ve hizmet vermeye itmiştir.

Mastercard Araştırma Raporu

Mart 12th, 2009

İnternette, değer verdiğim bir medya sitesinde okuduğum bir haberi paylaşmak istiyorum sizlerle. Kredi kartı kullanımı, tüketici eğilimleri ve sahip olduğumuz standartlar hakkında oldukça dikkat çekici sonuçlar var:

mastercard_logo

MasterCard tarafından tüketicilerin kart kullanım alışkanlıklarını ve harcama eğilimlerini belirlemek amacıyla altı ayda bir düzenlenen MasterIndex Araştırması 10. yılını doldurdu. MasterIndex 10. yıl araştırmasında, tüketicilerin kart kullanım alışkanlıkları, yatırım ve tasarruf eğilimleri geçmişten günümüze gözler önüne serilirken, gelecek 10 yılla ilgili kanaat önderlerinin görüşlerine de yer verildi.

Araştırmaya göre;

• Kredi Kartına Güveniyoruz

• Kredi Kartını Cüzdanlarımızdan Ayda Ortalama 8 Kez Çıkarıyoruz

• Toplam Harcamamızı %40’ını Kredi Kartı İle Yapıyoruz

• Kredi Kartını En Çok Süpermarket, Giyim ve Akaryakıt Harcamaları için Kullanıyoruz.

• Ortalama 21 TL’den sonra Kredi Kartını Cüzdanımızdan Çıkarıyoruz

• 2000 Yılında 1.5 Olan Cüzdanlardaki Kredi Kartı Sayısı 2009’da 1.7

• Erkekler Kredi Kartlarını Daha Çok Kullanıyor

• Her Beş Kişiden Üçü Temassız Kart Kullanırım Diyor

• Internet’ten Kredi Kartı İle En Fazla Uçak Bileti Alınıyor

• Altına Yatırım Son 10 Yılın En Yüksek Seviyelerinde

• Yatırımda Erkekler Yenilikçi, Kadınlar ise Geleneksel

• Elimize Para Geçerse Ne yapacağımızın Tercihi 10 Yıldır Hiç Değişmedi: Ev Almak

MasterCard tarafından altı ayda bir düzenlenen ve Türkiye’nin kentsel nüfusunu temsil eden 11 il merkezinde 1000 kişi üzerinde yapılan MasterIndex araştırmasının 10. yıl sonuçları Mastercard Güney Doğu Avrupa Genel Müdürü Özlem Erçelen İmece’nin katıldığı bir basın toplantısıyla duyuruldu. Araştırmada Türk halkının kart kullanım, tasarruf ve yatırım eğilimlerinin yanı sıra, 10 yılda değişen trendler, gelecek dönem öngörüleri ve halkın Avrupa Birliğine ilişkin görüşleri de yer alıyor.

Kredi Kartına Güveniyoruz

MasterIndex araştırmasına göre, kredi kartını güvenilir bir araç olarak görmeyenlerin oranı, 2004 yılında %45 iken, bu oranın Ocak 2009’da %5 olduğu görülüyor. Bu değişimde Türkiye’nin 2007 yılında dört haneli şifre kullanımı (chip&PIN) uygulamasına geçişi tamamlayarak en üst güvenlik düzeyine ulaşan sayılı Avrupa ülkeleri arasına girmesinin etkisi büyük.

Süpermarket, Giyim ve Akaryakıt Harcamaları Kredi Kartı İle Yapılıyor

Alışverişlerde tercih ettikleri ödeme şekli sorulan tüketiciler, süpermarket harcamalarının %72’sini, giyim harcamalarının %71’ini, akaryakıt harcamalarının ise %55’ini kredi kartları ile yapmayı tercih ettiklerini belirtiyor. Kredi kartı tercih edilen diğer harcama kalemleri arasında beyaz/elektronik eşya, lokanta/ restoran, havayolları, otel, konaklama, seyahat acentası ve mobilya mağazası harcamaları geliyor.

Tüketiciler, yeni bir kart tercihinde ‘bankaya güven’ ve ‘düşük kart faizi’ni en önemli etken olarak belirtirken, kredi kartlarının sundukları avantajlar arasında en çok ‘taksit’ ve ‘puan kazanma’ özelliklerine önem veriyor. Kullanıcılar, kredi kartlarında biriken puanları ise en fazla giyim mağazaları (%67), süpermarket / bakkal market (%46) ve cep telefonuna kontör almak için (%40) kullanıyor.

Kredi Kartını Cüzdanlarımızdan Ayda Ortalama 8 Kez Çıkarıyoruz

Kredi kartlarını ne sıklıkta kullandıkları sorulan katılımcıların kartlarını ayda ortalama 8 kez kullandıkları belirlendi. MasterIndex araştırmasının Ocak 2009 sonuçları, 2003 yılının sonuçlarıyla karşılaştırıldığında, kredi kartının hızla nakdin yerini aldığı ve her geçen gün hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldiği ortaya çıkıyor.

2000 Yılında 1.5 Olan Cüzdanlardaki Kredi Kartı Sayısı 2009’da 1.7

MasterIndex araştırmasında Ocak 2009’da görüşülen kişilere cüzdanlarında kaç adet kredi kartı olduğu sorulduğunda, katılımcıların %57’sinin bir adet kredi kartına sahip olduğu belirlendi. Kişi başına düşen ortalama kredi kartı sayısı ise 1.7. Geçmiş dönem verilerine bakıldığında bu rakamın 2000 yılında 1.5 olduğu görülüyor. Kart sayısında yaşanan artışın 2000’li yıllarda taksitli kartların kullanıma sunulmasına denk gelmesi göze çarpan bir diğer ayrıntı. Konuyla ilgili konuşan MasterCard Güney Doğu Avrupa Genel Müdürü Özlem İmece “2000’li yılların başında yaptığımız MasterIndex araştırmaları bizlere tüketicilerin taksitli kartlara olan ilgi ve talebini göstermişti. Bu dönemde üye bankalarımızla bir araya gelip tüketicilerin taleplerini karşılayacak yeni kart programları oluşturmuştuk. Bu programlar zamanla hızla yayıldı ve tüm dünyada vaka çalışması olarak işlenecek yaratıcılık ve yaygınlıkta kart programlarına imza atıldı.” dedi.

En fazla kredi kartı sahipliği yaş kırılımına göre incelendiğinde ise ortalama 2 adet kredi kartı ile 35 – 44 yaş grubu liderliği elinde bulunduruyor.

Tüketicilere gelecek dönem beklentileri sorulduğunda ise, cüzdanlarımızdaki kredi kartı sayısının önümüzdeki yıllarda 2.3’e çıkacağı öngörülüyor.

Erkekler Kredi Kartlarını Daha Çok Kullanıyor

Araştırma, erkeklerin kadınlara oranla kredi kartlarını daha sık kullandıklarına da işaret ediyor. Kadınlar kredi kartlarını ayda ortalama 6.1 kere kullanırken bu rakam erkeklerde ayda ortalama 8.4’e çıkıyor. Türk halkının gelecekle ilgili beklentisi ise kredi kartlarını ayda ortalama 11.1 kez kullanmak.

Ortalama 21 TL’den sonra Kredi Kartını Cüzdanımızdan Çıkarıyoruz

Kredi kartını kullanım tutarlarına bakıldığında, ortalama 21 TL’lik ödemelerden sonra kartların cüzdanlardan çıkarıldığı görülüyor. Tüketicilerin kredi kartları ile alışveriş başına harcama ortalamaları ise 111 TL. Geçmiş MasterIndex araştırmaları incelendiğinde nakit kullanmayı tercih edenlerin oranının yıllar içerisinde düştüğü görülüyor. 2002 yılında %33 olan “üzerimde nakit varsa her zaman nakit kullanmayı tercih ederim” diyenlerin oranı Ocak 2009’da %14’e düşmüş durumda.

Toplam Harcamamızın %40’ını Kredi Kartı İle Yapıyoruz

MasterIndex’e göre, tüketiciler toplam harcamalarının %40’ını kredi kartları ile yapıyor. Harcamalarında ödeme aracı olarak kredi kartına en fazla yer ayıran sosyo-ekonomik grup %45 ile B, en az ayıran ise %37 ile DE. Sonuçlar yaş kırılımlarına göre incelendiğinde ise, ödeme aracı olarak kredi kartını en fazla kullanan kesiminin 45 – 54 yaş grubu olduğu görülüyor. Karadeniz bölgesi halkı ise toplam harcamalarının %46’sını kredi kartları ile ödeyerek bölgesel anlamda liderliği ele geçiriyor.

Her Beş Kişiden Üçü Temassız Kart Kullanırım Diyor

Bozuk para taşımadan, düşük tutarlı harcamalarını yapabilecekleri, şifre gerektirmeyen bir kredi kartı kullanmayı isteyip istemedikleri sorulan her beş tüketiciden üçünün yanıtı ‘isterim’ oldu. Temassız kart kullanabileceklerini belirten kredi kartı sahipleri, bu kartı özellikle süpermarketler, ulaşım, sinemalar, benzin istasyonları ve fast food restoranlarında kullanmak istiyor. Araştırmada tüketiciler, 35 TL altındaki ödemeler için sırada bekleyebilecekleri en fazla sürenin 7 dakika olduğunu belirtiyor. Oysa MasterCard PayPass ile 35 TL altındaki ödemelerin süresi 0.3 saniye.

Internet’ten Kredi Kartı İle En Fazla Uçak Bileti Alınıyor

Kredi kartı sahiplerine internetten alışveriş yapma sıklıkları sorulduğunda her 4 kredi kartı sahibinin 3’ünün internetten hiç alışveriş yapmadığı belirlendi. Internetten alışveriş yapan kesim ise ortalama 4 – 6 ayda bir yapıyor. Kredi kartı ile internetten alışveriş yapanlar bu yöntemi hız ve kolaylık nedeniyle tercih ediyor. Kredi kartı sahipleri internet üzerinden en fazla uçak bileti / tur / seyahat rezervasyonu, elektronik eşya ve sosyal aktivite biletleri satın alıyorlar. Tüketicilerin %92’si gelecekte alışverişlerini internet üzerinden yapacağını söylüyor.

Türk Halkı’nın Yatırım ve Tasarruf Eğilimleri

Altına Yatırım Son 10 Yılın En Yüksek Seviyelerinde

Araştırma Türk halkının geleneksel yatırım araçlarına ve özellikle altına yöneldiğini gösteriyor. 2000’li yılların başında tercih edilen tasarruf araçları arasında son sırada yer alan altın, son dönemdeki popülerliğini sürdürüyor. 2000’li yıllarda yüzde 1 olan “altına yatırım yaparım” seçeneği 2009 yılı başında %11’e yükseldi. Yatırımcıların ikinci tercihi ise %10’luk bir oranla yastık altı oldu. Döviz alıp elinde tutmak (%8), banka faizi (%8) ve repo, döviz hesabı, yatırım fonları ve hisse senedi de diğer yatırım araçları arasında yer alıyor.

Yatırımda Erkekler Yenilikçi, Kadınlar ise Geleneksel

Sonuçlar kadın erkek ayırımına göre incelendiğinde ise, kadınların altına, erkeklerin ise banka faizi, repo, yatırım fonu ve hisse senedine daha fazla yöneldiği gözleniyor. Araştırmaya göre en fazla tasarruf yapan bölge Marmara Bölgesi. Bölge halkı daha çok banka faizini ve döviz alıp elinde tutmayı tercih ediyor.

Elimize Para Geçerse Ne yapacağımızın Tercihi 10 Yıldır Hiç Değişmedi: Ev Almak

Araştırma kapsamında görüşülen kişilere ellerine fazladan 40 bin TL geçse nasıl değerlendireceği sorulduğunda, halkın yüzde 33’ü ev alırım cevabını verdi. 10 yıldır ilk tercihten hiç düşmeyen ev alırım yanıtını borç ödemek (%22), eğitim (%17), sağlık (%16) için kullanmak ve otomobil almak (%15) izledi.

MasterIndex’e göre, kadınlar borç ödeme, eğitim ve sağlığa yatırım yapmada erkeklere oranla daha istekli. Erkekler ise fazladan paraları ile otomobil almaya, yeni iş kurmaya ve işlerini geliştirmeyi tercih ediyor. Sonuçlar sosyo-ekonomik seviye göz önüne alınarak incelendiğinde; A sosyo-ekonomik seviyede tasarruf yapma ve iş geliştirme, B sosyo-ekonomik seviyede eğitim ve altına yatırım yapma, C1 sosyo-ekonomik seviyede borç ödeme, C2’de yeni iş kurma, DE’de ev/daire alma seçenekleri rağbet görüyor. Bölgesel kırılıma bakıldığında ise, Marmara Bölgesi’nde yaşayanların eğitim, sağlık, gezi / eğlence / tatil ve alışverişe diğer bölgelere oranla daha meraklı olduğu gözleniyor. İç Anadolu Bölgesi yeni iş kurmada, Karadeniz bölgesi borçlarını ödemede, Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi ise mevcut işleri geliştirmede daha hevesli.

Evrenin Oluşumu Deneyi (CERN) Üzerine Bir Paylaşım

Kasım 21st, 2008

cern

Çukurova Üniversitesi’nden Prof. Dr. İbrahim Ortaş’ın üniversite mail grubuna attığı bir maili sizlerle paylaşmak istiyorum. Kendisi son dönemlerin en popüler bilim konularından CERN hakkında bilgilerini ve yorumlarını paylaşmış. Konunun meraklılarının özellikle okumasını tavsiye ederim.

Evrenin Oluşumu Deneyi (CERN) Üzerine Bir Konferans: Bilime ve Bilim Kişilerine Ne Kadar Önem Veriyoruz?

Bilime İzleyici mi Kaldık?

Avrupa Nükleer Araştırma Örgütü CERN’in denemesinin öneminin dünya gündemine gelmesi ile sınırlı sayıda insanın bildiği CERN bir anda daha geniş bir şekilde öğrenilmiş oldu. Ben de son 20 yıldır çalışmanın varlığını aralıklarla Bilim Teknik dergilerine yansıdığı kadarıyla izliyordum. Konu bilimsel ve felsefi bir çok soruyu ilgilendiriyor.

Prof. Dr. Gülsen Önengüt hocamız 14 Kasım 2008 tarihinde “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” konulu bir konferans verdiler. Prof. Dr. Gülsen Önengüt hocamız Üniversitemiz Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü’nün seçkin bir bilim kadını. Hocamızın üniversitemiz ve ülkemiz adına bu projede ekibi ile öncü görev alması çok sevindirici ve gurur verici. Dünyanın oluşumunu anlamaya yönelik en büyük parçacık çarpıştırıcı laboratuvarı olan CERN İsviçre-Fransa ortak sınırında oluşturulmuş önemli bir bilim merkezi. Merkezin oluşması sırasında aralarında eski Yugoslavya, Yunanistan, Danimarka, Norveç gibi Avrupa ülkelerinin de bulunduğu 12 kurucu ülke tarafından 1954 yılında kuruluyor. Sonra üye sayısı 20′ye çıkıyor. CERN üye ülkelerin mali katkıları ile yönetilmektedir.

Türkiye’nin sürece katılması daveti yapılır ancak ülkemiz gözlemci sıfatı ile katılmayı benimsemiş. Türkiye halen de gözlemci ülke sıfatı ile karar alınan masada oturuyor ancak söz hakkına sahip değil. Tabii ABD, Japonya ve Çin de bu merkezin üyesi değil ancak onlar da gözlemci sıfatı ile bulunmaktadırlar. Merkezde çoğunluğu ABD ve İngiliz olan yaklaşık 10 bin bilim insanı çalışıyor ve aralarında 60 kadarı Türk bilim insanının olduğu biliniyor. Üniversitemizden değerli bilim insanı sayın Prof. Dr. Gülsen Önengüt ve ekibinin bulunması ayrıca memnuniyet vericidir. Türkiye’den katılan üniversitelerin bilim insanı sayısı yönünden Çukurova Üniversitesi 36 kişi ile en büyük grubu oluşturmaktadır (Bu arada Isparta yakınlarında düşen uçakta yaşamını kaybeden ve ATLAS Laboratuvarında çalışan Bilim şehidi  hocalarımızı da unutmayalım).

Projeye Türkiye’nin de Katkısı Var!

Türkiye projeye yaklaşık 1 milyon dolar katkıda bulunmuş. Bu katkının yaklaşık 700 bin doları ile Bursa’da ilgili detektörün bazı parçaları yapılmış. Hatta Gülsen hocanın belirttiğine göre firma teknoloji ödülü de almış. Bu durum ayrıca ulusal teknolojinin gelişmesi bakımından da sevindirici.

Türk Bilim İnsanları Sürecin Dışında Değildirler!

Sayın Önegüt’in belirttiğine göre yüksek enerjili elektron ve proton hızlandırıcıları büyük Hadron çarpıştırıcı tünelde karşılaştırılarak evrenin oluşumu için gerekli olan maddenin nasıl olduğunu anlamaya çalıştıklarını belirttiler. CERN’de devam eden denemeyi bir çok yönden önemsiyorum. Fizik ve özellikle de madde ve anti-madde, proton ve anti-proton gibi dünyanın geleceği ile ilgili konular bilim yöneticilerinin önem verdikleri konuların başında gelmektedir.

Temel Bilimler Birinci Önceliktedir

Başından beri fen ve sosyal bilimlerinin önemine inanmış ve bugün üzerinde yaşadığımız biricik dünyanın değişik ülkelere tanıdığı gelişmişlik veya teknolojik ilerlemenin temel göstergesi temel bilimlerdeki gelişmeye bağlıdır. İkincisi felsefi boyutta denemenin temel amacı evrenin meydana gelme biçimi ve evrende maddenin varlığı. Bu konu sanırım hepimizi ilgilendiren ve varlığımızın nedenlerini niçinlerini derinden sorgulayan bir durumdur. Ben kimim, ne için varım, varlığımın nedeni nedir? Benim yer yüzeyinde bulunmamın bir anlamı ve görevim var mı? Buna benzer bir dizi sorununun sorulmasına olanak vermesi bakımından önemsiyorum. Ancak öncelikle maddi dünyada yaşadığımız olgulardan hareketle toplumumuz bilimin olanaklarından yararlanarak yaşamı kolaylaştırması ve bundan yararlanması için CERN ve benzeri uluslararası topluluklara katılmalıdır..

Diyanet-Teologlar da İlgilenmeli

Sürecin işlemeye başlaması herkesi heyecanlandırmaktadır. Kimi çevreler dünyanın sonu gelebilir kaygısı ile denemenin durdurulması için girişimde bile bulundular. Dini otoritelerin de konuya önem verdiğini basından öğreniyoruz. İslam aleminin din bilginleri bu konuda ne düşünüyorlar? Vatikan’ın konuya özel önem verdiğini ve bu konuda bir komite oluşturduğunu basından öğrendik. 1.3 milyar insanın yaşadığı yaklaşık 57 İslam ülkesinin yeraltı, yer üstü doğal zenginliklerine rağmen dünya bilimine katkısının son derece sınırlı olduğu görülmektedir. Bu konunun ayrıca işlenmesinde yarar vardır. Özellikle Türkiye’nin bu anlamdaki ağırlığı ve öneminin daha da yukarı çıkarılması için toptan bir bilim ve eğitim seferberliğine ihtiyaç bulunmaktadır.

Bilime Katkıda Geride Kaldık!

Sürekli başkasının ürettiklerinin arkasına takılmak yerine, temel bilim araştırmalarına GSMH’dan gerekli kaynağı ayırmak yerine satın alırız anlayışından kurtulmamız gerekir. Maalesef ülkemizin o dönemdeki yöneticileri öngörüsüz davranmışlardır veya o dönemin koşullarını dikkate alarak CERN’e üye olmamışlardır. Önerim daha fazla vakit kaybetmeden bundan böyle ülkemizin her düzeyde bilimi birinci öncelik sırasına almasıdır.

Başbakan da CERN Projesine Destek Verdi!

Bu arada 18 Kasım 2008 tarihinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İsviçre’nin Cenevre kentindeki Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’ni (CERN) ziyaret ederek onur defterini “Türkiye, 1956′dan bu yana gözlemci statüsünde CERN ile yakın işbirliği içindedir. Türk bilimadamlarının çeşitli projelerde görev almalarının hem CERN hem Türkiye için önemli bir fırsat oluşturduğunu düşünüyorum. Mevcut işbirliğimizi sürdürme ve daha da güçlendirme isteğinde olduğumuzu ifade etmek isterim. Büyük Hadron Çarpıştırıcısı Deneyi başta olmak üzere merkezin bugüne kadar yaptığı çalışmaların bilime yeni ufuklar açacağına ve insanlığa hizmet edeceğine inanıyorum.” ifadesini yazdığı basına yansıdı. Umarım başbakanın ziyareti ve gördüklerinin etkisi ile ülkemizde temel bilimlere ve araştırmaya daha çok önem verilmeye başlanır.

Türkiye Elektron Hızlandırıcısına Sahip Olmalıdır!

Bütün gelişmiş irili ufaklı ülkelerin elektron hızlandırıcıları bulunmaktadır. Ülkemizin de bu gelişmelerin gerisinde kalmaması gerekir. Basına yansıdığı kadarı ile CERN benzeri bir yapılanmanın ABD’nin Chicago kentinde olduğu ancak yine de Amerikalıların CERN’e önem verdiklerini belirtiyorlar. Türkiye’de de küçük çaplı parçacık çarpıştırıcı deneyleri yapmak üzere hazırlık yapmak üzere olduğumuzu öğreniyoruz. CERN’deki detektöre benzer küçük çaplı bir laboratuvarın Ankara Gölbaşı’nda kurulması fikri bulunuyor. Türkiye’de kurulacak olan merkezde, parçacık fiziği ve nükleer fizik başta olmak üzere pek çok alanda ileri teknoloji araştırmaları yürütülmesi planlanıyormuş. Bu, Türkiye temel bilimleri açısından önemli bir başarı olacaktır. Aslında bu tür hızlandırıcılar tıbbi ve tıbbi nükleer çalışmalarda da kullanıldığı için ülkemiz temel bilimlerine ve uygulamalı bilimlere, özellikle de endüstriyel ve teknolojik uygulamalara ileride büyük katkısı olacağına inanıyorum.

Dünya Bilim İnsanlarına Önem Veriyor!

Evrenin oluşu ve geleceği konusu insanlığın beyninde hep bir soru olarak kaldığı için ilgi görmektedir. Sanırım bu nedenledir ki Einstein, ABD Başkanları tarafından hep kabul edildi, kendisine İsrail Devlet Başkanı olması bile önerildi.

Geçmişte benzer konferansları üniversitemizde izlemiştim. İlk izlediğim konferans Türkiye’nin Nobel Fizik Ödülü almaya en yakın ismi olan Prof. Dr. Feza Gürsey hoca tarafından verilmişti. Feza Bey’in İngiltere’den Üniversite arkadaşı Pakistanlı Abdulselam Nobel ödülü almıştı.. O dönemin üniversite yöneticileri ve ağırlıklı olarak öğretim üyeleri tarafından ilgi ile izlenmişti. İlk defa bu denli önemli bir Türk Bilim Kişisinin üniversitemize davet edilmesini izlemiştim. Feza Bey’in anlattıklarını o dönemde çok kavrayamamıştık ancak konuyu işleme şekli, farklı renkteki kalemlerle hazırladığı asetatlarında öğretici yönü aklımda kalan ilk intiba idi. O konferansta dönemin rektörü Prof. Mithat Özsan hocanın ilk soruyu sorduğunu ve bilimsel bir tartışmanın başladığını hatırlıyorum. Daha sonraları benzer konuda Prof. Dr. Hakkı Ögelman hocaların konferanslarını izlediğimi hatırlıyorum.

Konferansın Bir Diğer Boyutu İse Bilime Verdiğimiz Önemde Yatıyor

Dünyanın gelişmiş üniversitelerinde genelde bu tür konferanslar çok ilgi görür. Üniversitenin yöneticileri ve ileri gelenleri genelde bizde olmayan bilim kurulu üyeleri, üniversite politikasına yön veren kişiler, bu tür konferansları ilgi ile izler ve ondan kendilerine ders çıkararak üniversitesinin geleceğe yönelik bilim politikalarını oluştururlar.

Bilim İnsanlarımızı Destekleyelim, İsteklendirelim!

Gönül isterdi ki bu konferansa öğrencilerden daha fazla, yüksek düzeyde ilgi görsün. Yine gönül isterdi ki konferans üniversitemiz üst yöneticileri tarafından oturumlu yönetilsin, sonunda üniversitemizi dışarıda en üst düzeyde temsil eden hocamız da bir şekilde onure edilsin. Üniversitelerin ilk 500 sıralamasına girmesinde tek tek bilim insanlarının bilim, sanat, felsefi çaba ve yaklaşımları önemlidir. Nihayet bilgiyi üreten, yayan kişilerin bireysel çabası da çok temeldir. Bu bağlamda üniversitemizin iyi bilim ve düşün insanlarına değer vermesi, sahip çıkması üniversitelerimizin geleceği açısından önemlidir. CERN’deki son deneyden önce Prof. Dr. Gülsen Önengüt hocanın TRT 2′deki söyleşide üniversitemizi ve ülkemizi temsilen önemli açıklamalar yapmışlardır. Üniversitemizi içeride dışarıda temsil eden her düzeyde bilim insanı, çalışan ve öğrencilerimizin desteklemesi anlamlı. Üniversitelerin yaratıcılığı ve insanlığa rehber olabilmesi, ancak bilim ve bilim insanları desteklendikçe gelişir. Yoksa kendi öz sermayesinden tüketir.

Üniversitelerin bu bağlamda önceliği doğal olarak bilim, felsefe ve sanat yaparak bilgi üretmektir. Bu vesileyle, sayın hocamı ve katkı sunan herkesi bir kez daha üniversitemiz ve insanlık adına kutluyorum.

E-Devlet Dönüşümü ve E-Ticaret

Kasım 4th, 2008

Elektronik Ticaret kavramı hayatımıza gireli 10-11 yıl kadar oluyor. İnternetin ülkemize gelmesinin ardından toplumsal hayata etki eden en büyük teknolojik kazanımlardan birisidir “e-ticaret” diye düşünüyorum. Özellikle elektronikleşmeye  gayret eden “devlet” hizmetleri ve birçok kamu hizmeti veren resmi daireler gibi ülkemiz ekonomisinin önemli oyuncularının da elektronik hayata diğer bir deyişle internete uyumlu olmaya çalışmaları gerçekten çok sevindirici. Her ne kadar ekonomik krizler, dövizin dalgalanmaları, kredi kartı sahtekarlıklarının artması internetten yapılan ticareti haddinden fazla miktarda ve “negatif yönde” etkiliyor olsa da yine de sektör “inatla” büyümeye devam ediyor. Elektronik Ticaret İşletmecileri Derneği (ETİD) Genel Sekreteri Ömer Gürkan Bey ile yaptığımız sohbetlerde sektörün gelişimi ile ilgili fikirlerini dinlerken her geçen senenin bir öncekinden daha başarılı olduğu, ciroların yükseldiği, işlem sayısının artan internet kullanıcı sayısının paralelinde gelişimini sürdürdüğünü duyuyor ve bunun ülkemiz ekonomisine artı bir kalem olmasından dolayı mutlu oluyordum.  Şu anda elektronik ticaret, ülkemizde varlığını ve gelişimini özel iştirakin, bağımsız yatırıcımların ve sermaye sahiplerinin girişimleri sayesinde  sürdürmektedir. Devletin doğrudan “e-ticaret girişimlerine” maddi desteği bulunmamaktadır. Bir takım devlet vakıf ve kuruluşlarından maddi yardım, hibe veya faizsiz (ya da çokdüşük faizli) kredi alan e-ticaret girişimleri olduğunu biliyoruz; ancak bunların söz konusu yardım ve hibeleri “e-ticaret portalı geliştirme” adıyla alamadıklarını, farklı iş geliştirmeler ve yan projeler vaadiyle yardım alabildiklerini de biliyoruz. Bütün bunlar da e-ticaretin gelişiminin aslında özel sektörün elinde olduğunun bir kanıtı! Bunun riskleri, avantajları ve dezavantajları başka bir yazının konusu. Benim burada incelemek ve dikkatinizi çekmek istediğim konu “Devlet e-ticaret adına ne yapıyor?” sorusunun cevabıdır.

Yaptığım e-devlet araştırması neticesinde benim ilk kez duyduğum, belki bir çoklarınızın da ilk kez duyacağı “E-Ticaret Genel Koordinatörlüğü” ile karşılaştım. Bu birim altında “E-Ticaret Çalışma Grubu” isminde bir grubun varlığından bahsedilmektedir. Kendi ifadeleriyle bu grup “Türkiye’nin nihayetinde ulaşacağı bilgi toplumuna yönelik olarak başlatılan e-Türkiye kapsamındaki 13 adet çalışma grubundan biridir.“  Bu grup ile ilgili daha ayrıntılı bilgiye www.e-ticaret.gov.tr/etk/etk.htm adresinden ulaşabilirsiniz.

E-Ticaret Genel Koordinatörlüğü’nün web sitesindeki mevcut yazıları, grafikleri, sunumları inceledikçe bir gerçeğin daha farkına vardım: “E-Ticaret gerçekten özel sektörün kucağında ve yapayalnız!”. Zira, sitedeki tüm içerik sanki 2005 yılında bir coşku ile hazırlanmış ve devamı gelmemiş bir daha!

Halbu ki e-ticaret ile ilgilenen insanlar bu siteye girdiklerinde e-ticaretin tanımından ziyade e-ticaret ile ilgili yasal düzenlemeleri, kuralları, yönetmelikleri, tüzükleri görmek; oluşturulmuş olan hukuki ve anayasal altyapının detaylarına ulaşmak; e-ticarette rol alan satıcıların-alıcıların-ödeme araçlarının ve tüm aracıların rollerinin, hak ve sorumluluklarının neler olduğunu görmek istiyor. Bunun yanında sektöre ait rakamsal verilerin, istatistiklerin ve gelecek ile ilgili öngörülerin veya projeksiyonların paylaşılması beklenirken koskoca e-devlet ürünü sitede topu topu bir sayfada ve ne eksik ne noksan tamı tamına aşağıdaki yazı çıkıyor insanın karşısına. Keşke “çağdaş medeniyet seviyesine ulaşma” hedefiyle çalışması gereken bizler böyle ciddi ve ekonomiye bu kadar fayda sağlayabilecek bir konuya, daha fazla önem verebilseydik!

ALINTI: ELEKTRONİK TİCARETİN TANIMI VE TEMEL ARAÇLARI

Elektronik ticaret, mal ve hizmetlerin üretim, tanıtım, satış, sigorta, dağıtım ve ödeme işlemlerinin bilgisayar ağları üzerinden yapılmasıdır. Elektronik ticaret, ticari işlemlerden biri veya tamamının elektronik ortamda gerçekletirilmesi yoluyla reklam, pazar araştırması, sipariş ve ödeme ile teslim olmak üzere üç aşamadan oluşmaktadır.

İnternetin hızla yaygınlaşması, elektronik ticareti, ticari işlemlerin yürütülmesinde yeni ve çok etkin bir araç haline getirmiştir. Elektronik ticaret, tüm dünyada ticaretin serbestleştirilmesi eğilimi ile birlikte, son on yılda yaşanan ve bilgi iletişimini kolaylaştıran teknolojik gelişmelerin bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır.

Elektronik ticaretin araçlarını, birbirleriyle ticaret yapanların ticari işlemlerini kolaylaştıran her türlü teknolojik ürünler (telefon, faks, televizyon, bilgisayar, elektronik ödeme ve para transfer sistemleri, elektronik veri değişimi sistemleri (Electronic Data Interchange-EDI), internet) olarak düşünebiliriz.

EDI, ticaret yapan iki kuruluş arasında, insan faktörü olmaksızın bilgisayar ağları aracılığı ile belge ve bilgi değişimini sağlayan bir sistem olarak elektronik ticaretin önemli bir aracıdır.
Elektronik ticaret açısından en etkin araç olarak kabul edilen yeni internet teknolojileri ise ses, görüntü ve yazılı metni aynı anda, daha hızlı ve güvenli bir şekilde ilettiğinden, internet üzerinden yapılan bu işlemlerin maliyeti diğer araçlara oranla hayli düşüktür.

Geçmişte bir ölçüye kadar kapalı bilgisayar ağları üzerinden gerçekleştirilen elektronik ticaret uygulamaları, güvenli olmakla birlikte maliyeti oldukça yüksek sistemlerdir. Günümüzde, açık bilgisayar ağı olan internet, elektronik ticaret için çok daha uygun bir altyapıdır. İnternet aracılığıyla, artık kapalı yapıdan açık yapıya geçerek küreselleşen ağların getireceği avantajlardan yararlanılmaktadır. Bu da, özellikle KOBİ’lerin (Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerin) dünya ticaretinde daha fazla yer almalarına imkan sağlamaktadır.

Elektronik ticaret, özellikle KOBİ’ler için çok uygun bir ticaret şeklidir. Elektronik ticaret, ürün seçeneklerinin artmasını, ürünlerin kalitesinin yükselmesini ve daha hızlı bir şekilde ödenerek teslim alınmasını sağlamaktadır.
Potansiyel tüketicilerin dünyanın her yanında pazara arz edilen ürünler hakkında bilgi sahibi olmalarına ve yeni üreticilerin dünya pazarlarına girmelerine imkan vermektedir. Daha düşük fiyatlı ve kaliteli ürünlerin pazara girmesi üreticiler arasında rekabetin artmasına ve tüm ticari işlemlerin maliyetinin düşmesine neden olmaktadır.

Elektronik ticaret, üretici ve tüketicileri, özellikle KOBİ’leri geleneksel ticaret engelleri olan pazara uzaklık, bilgi eksikliği ve talebe uygun üretim yapılamayışı gibi dezavantajlardan kurtarabildiği ölçüde yararlı olacaktır. Ancak, elektronik ticaret ülkelerin tüm ticari sorunlarını (örneğin ulusal tedarik zincirindeki halkaları) çözemez. Elektronik ticaret konusunda yeterli bilgi ve deneyime sahip olmayan ülkeler ilk aşamada interneti sadece reklam veya pazar araştırması amacıyla kullanabilirler.

Yazı, içerik olarak özenle hazırlanmış bu çok belli; ancak içeriğin yüzeysel olması ve süreçleri, oyuncuları ya da sorumlulukları içermiyor olması, hukuki düzenlemelerin, yasal yükümlülüklerin yer almıyor olması bu yazıyı bir “önsöz”den öteye taşıyamıyor. Oysa sayısı binleri aşan e-ticaret girişimi bulunmakta günümüzde. Bu girişimlere yol göstermesi beklenen, devletin “e-ticaret” adına resmi tutum ve tanımlamalarını içeren bu sitede ise bakış açısı çok farklı, çok eksik.

Eğer devlet hızla gelişen ve büyük bir ekonomik potansiyel taşıyan “e-ticaret sektörü”ne hakkettiği değeri vermeye başlarsa belki o zaman özel sektör de kendisine bir çeki düzen verir, e-ticaret yatırımlarını birer yap-boz oyunu gibi görmekten vazgeçerek, devletin de varlığını yanında hissederek en başarılı şekilde sektörü geliştirmeye gayret edebilir.

Umutlarımızın gerçeğe dönüştüğü günleri en kısa sürede görmek dileğiyle…